1 Kasım 2013 Cuma

Terim / Aysal / Mancini / Sneijder / 4-3-3 / Galatasaray.


   Sahne sanatları ile uğraşan bir futbol sevdalısı olarak bu arenadan bayağı bir uzak kaldım. Uzun zamandır yazmıyordum. Ama artık en azından haftada bir kez okumak isteyen dostlarla buluşmak isterim. Bu yeni  blogdaki diğer yazar arkadaşım Iorfa ile beraber sizleri selamlamak isteriz. FF'e Hoş Geldiniz !

    
  Eskisi gibi yine bir Galatasaray taraftarı olarak ilk yazımın takımım üzerine olmasını istedim. Buyrun.

  2011 Mayıs ayında Galatasaray kongresinde başkan seçilen finans uzmanı iş adamı Ünal Aysal şu cümleleri kuruyordu : 

   "Ben futboldan anlamam. Ama futboldan anlayandan anlarım. Kurumsal bir yapı içerisinde sayın Terim ile çalışmayı dört gözle bekliyorum."





   Enkaz halinde olan futbol takımını temel dokunuşlar, doğru transfer politikası ve duygusal açlığın getirdiği savaşma isteği ile İmparator 2 sene üst üste şampiyon yaptı. Hatta 2. senesinde biraz da şansının yardımıyla Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kaldı. Terim ile Aysal arasında zaman zaman anlaşmazlıklar olduğu hep basına yansımış olsa da, ben dahil Türkiye'de herkes artık en azından Türkiye Ligi'nde Galatasaray'ın rakipsiz olacağını, hatta 96-2000 döneminden bile büyük bir hegomonya'nın ayak seslerinin duyulduğunu düşünüyorduk.

   Ta ki, Terim'e 2013 Ağustos'unda Milli Takım Teknik Direktörlüğü teklifi gelene dek. Hoca'nın bu teklife olumlu yanıt vermesi de kimileri tarafından satranç olarak yorumlandı, kimileri tarafından ise vatan sevgisi olarak. Sonuç olarak devamında Galatasaray yönetimi İmparator ile devam etmeme kararı aldı. Ben bu yazıyı yazdığım dakikalarda Fatih Hoca basın toplantısı yapmakta ve GS yönetimine kırgınlığını dile getirmekteydi. İşin magazin kısmı benim gibi gerçekten futbolu sevenleri hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Tek bildiğim bir şey var ; iki tane büyük ego illa ki çarpışır. Ama bu durumu idare edebilmek yine onların elindedir. Haklı veya haksız aramak bu dakikadan sonra hiçbir getirisi olmayan bir harekettir bana göre. Eğer bu bir komplo idiyse de, Galatasaray Spor Kulübü, böylesine bir şeyin altından kalkabilmeliydi. Sağlık olsun. Bir taktisyen olarak hala çok fazla eksiği olduğunu düşünsem de, İmparator yeniden gelecektir. Gelmelidir. Bizim için çok başkadır. Değişilmezdir. Farktır. Ona kendi adıma her şey için tekrar teşekkür ederim.







    Ardından takımın başına apar topar Roberto Mancini getirildi. Ünal Aysal'ın görüşüldüğünü söylediği diğer adaylar hakikaten onlarsa, Mancini gerçekten tartışmasız en iyisi. Hele Hagi'nin ciddi ciddi değerlendirildiğini düşünmek bile istemiyorum. Hatta ancak sezon sonuna kadar düşünüldüğünü, Hagi'nin de bu yüzden reddettiğini düşünüyorum. Bana sorarsanız, Hagi hiçbir zaman, hiçbir şartta Galatasaray'ın uzun süreli kontrat teklifini reddedemez. Terim bile reddemezken, Hagi hiç edemez. 

     Sezon sonuna kadar geçiçi olarak gelebilecek bir hoca ve 2014 Dünya Kupası'ndan sonra boşa çıkacak antrenörlerle anlaşma formülü belki daha sağlıklı olabilirdi ama Galatasaray'ın bu geçirdği krizi atlatmak için tek bir şansı var ; Kısa vadede çabuk başarı.

      
      O yüzden Mancini kararını ben mantıklı buluyorum. Inter'i ortalıkta takım yokken şampiyon yaptığına inanılıyor. Çok da yanlış düşünmüyor insanlar. Peki. Ama sonra bir İtalyan olarak hiç alışık olmadığınız bir kültüre gidip, orada 50 yıldır şampiyon olmamış bir takımı, hele ki son 20 yıla damgasını vurmuş takım sizin olduğunuz şehirdeyken, son saniyede de olsa şampiyon yapmak muhteşem bir başarıdır. İsterseniz o takıma 1 milyar euro harcanmış olsun. Futbol öyle bir oyun değil artık. Transferle şampiyon olunmaz. Şampiyon olan takımlar iyi transfer yapmış olurlar tabi ki. Ama sadece transfer ve para bir şey ifade etmez. Daha da önemlisi Mancini kariyerini City'deyken artık "üst sınıf hoca" olma yolunda çizmişken Galatasaray'a gelmesi ve bu riski alması benim için çok önemli bir işaret. Gayet güzel tatil yapıp Dünya Kupası'ndan sonra İtalya Milli Takımı'nı yönetebilirdi. Mancini'nin bu ligde de bir şeyler yapmak istediği çok açık. Şu ana kadar da fena işler yapmadı.








  
       Juventus maçıyla beraber takımın sistemini ve dizilişini değiştirdi. Fatih Terim, kendi döneminde oyununu Selçuk-Burak-Drogba ilişkisi üzerine kuruyordu. Olmazsa 2.yarılarda kanat oyuncularını alarak oyunu enlemesine genişletip golü bulmaya çalışıyordu. Bu yüzden Sneijder fazla rahat olmasına rağmen bu sistemde fazlalık gibi oluyordu. Sneijder, Hollanda ekolü ile yetiştirilmiş ve her zaman çizilmiş planlı oyun şablonlarında lider olmak isteyen isim. İyi oynadığı bütün takımlar da sistem takımları. (Inter-2010, Hollanda Milli Takımı) Yani Sneijder'e "Sen kafana göre takıl" dediğinizde Sneijder bu duruma anlam veremiyor. Ne yapacağını şaşırıyor. Ben de futbol oynayan bir adamım. Bu rahatlık bana verilse acaip hoşuma gider. Ama Sneijder öyle değil. Sneijder tam bir sistem adamı. Çevresindekiler çok önemli onun için. Terim de bunları eminim biliyordu ama Selçuk ve Burak'ın performansının düşmesinden korktuğu için belki bu sistemle oynamadı. Ama Mancini geldiği gibi tüm şablonlarının ortasına Sneijder'i koydu. O da hemen oyunuyla cevap verdi. Bir de şu televizyonda yorum yapanlardan bir ricam var. Bu adam Alman değil, ismi de "Şınayder" diye okunmaz. Bu adamın isminin tek doğru okunuşu "Sıneiğder" şeklindedir. Sokaktaki insan yanlış söyleyebilir. Ama o tv kanallarında yorum yapan futboldan anladığının sanan insanların isimleri yanlış söyleme hakkı yok. Youtube'da doğru telaffuz videoları var. Oradan baksınlar. Ayıp değil. Bu konulara tek dikkat eden isimler Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol. Onlara da buradan teşekkürü borç bilirim. Aslında normal görevleri bunlar ama işte..


     Mancini bunun dışında Drogba'yı ileride tek bıraktı. Drogba zaten bu tip bir sistem için dünyadaki en uygun 4-5 oyuncudan biri. Burak ise sol kanatta oynayan bir santrfor edasıyla oynamaya başladı. Bu sistemde Burak'ın gol sayısı kesin düşecek ama Burak, orta saha özelliklerini geliştirirse, ki Burak'ın en iyi yaptığı şey gelişmek, bambaşka bir oyuncu profiliyle karşımıza çıkar ve yine faydalı olur. 

      Fakat her şeye rağmen, aslında Galatasaray derin bir kadroya sahip falan değil. Benim istediğim Galatasaray olması için bir sol bek, bir sol ve sağ açık hala alması lazım. Çok eksik isim var. Amrabat tabir-i caiz ise "Küçük takımın büyük topçusu". Alan olacak da, çalım atacak da, orta yapacak da.. Fatih Terim'in son dönemindeki tek bariz hatasıdır Amrabat. Burak'ın solda ne kadar verimli olacağı yukarıda yazdıklarıma rağmen halen şüpheli. Bruma muhteşem bir yetenek fakat henüz "kontrolsüz güç" şeklinde işliyor. Hamit bence geldiği ilk gün de sakattı. Halen sakat. Ama o kadar büyük ve usta bir oyuncu ki pozisyon bilgisiyle geçen seneyi bir şekilde geçirdi. Hakan Balta iyi niyetli ama ancak bu takımda yedek olabilir. AB kuralı çıkmadan da bu iş nasıl olacak bilmiyorum. Çünkü Türkiye'de sol bek yok. Sağ bek olarak da bir tek Gökhan Gönül var. Geçen gün bir yorumcu, "Galatasaray ileride devşirme oyuncularla oynayamaz. Gerçek kanat oyuncusuna ihtiyacı var." diyordu. Doğru. Fakat unutulmasın en büyük devşirme Sabri. O yüzden önce bek oyuncuların probleminin çözülmesi lazım. Eminim Mancini en geç devre arasında bu duruma bir çözüm üretecektir. Üretmezse de başı çok yanar.
     


             Yine görüşmek dileğiyle,


              Futbolla Kalın.













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder