12 Aralık 2013 Perşembe




                    " ALLAH'IM GOOOOOL ! "





                Herkese selamlar,
             
                Ercan Taner Usta'nın ilahi haykırışıyla girdik. O kadar konuşulacak şey var ki.. Son yazımda Galatasaray'ın girdiği darboğazdan çıkmasının zor olduğuna değinmiştim. Hala da aynı fikirdeyim. Fakat bir takım ancak bu kadar tarihi bir galibiyet alırsa bazı şeylerin temelini atabilir.





                 Galatasaray'ın çok fazla eksiği var ; sol bek, sağ açık, sol açık, stoper..

                  Fakat Mancini denen bir adam geldi ve devrim niteliğinde bir kararla bu takımın oynayabileceği en optimum sistemi buldu. Diziliş olarak 3-1-4-2. Mantalite olarak ise realist. Önce savunmamızı oturtalım, hücum gücümüz iyi. Nasıl olsa atarız. Türkiye gibi bir ülkede realistlik ne kadar kabul görür. Orası şüpheli. Maç bittiğinde bile ; "Real ve Juve bizden daha iyi takım." gerçeğini çat diye yüzümüze vurabilen bir adam bu Mancini. Ama bildiğim bir şey var. Realist olmadan bir şeyler kazanabilirsiniz. Ama özellikle uluslararası arenada gerçekleri bilip ona göre hareket etmeniz gerekir. Mancini şu anda Galatasaray'a bunu aşılamaya çalışıyor.  

                  Öncelikle maçın salı gecesi ertelenme sebebi konusunda bazı yanılgılar var. Maçın tatil edilme sebebi kar yağması ve sahanın kapanması gibi sebepler değildi. Dolu yağışının futbolcuların sağlığını tehdit eder sertlikte ve yoğunlukta olmasıydı. O yüzden hakem tekrar kontrol etmeye geldiğinde dışarı çıktığı an geri dönüp tatil etme kararını verdi. Çatının kapanması, alttan ısıtma spekülasyonlarıyla ilgili açıklamaları kulüp yöneticileri defalarca yaptı. Stadı yapan kurum ve "emir verenler" bana anlatmasın,  " Bu stadı biz yaptık !" demek kolay. Evet yaptınız, öngörülenin 2 katı maliyetine ve yanlış mimariyle.. Şimdi bir de " Çatı nerede ?" deniyor. Pişkinlik böyle bir şey. Bu konular bizim işimiz değil gerçi biz futbolumuza dönelim.

                  Dünkü maç için, teknik taktik konuşmak tabi ki çok anlamsız. O zeminde ancak akıllı ve uzun topla oynayabilirdiniz. Maç boyunca bunu deneyen Galatasaray 85. dakikada karşılığını aldı. Tek kayda değer taktiksel veri, Muslera'nın geri dönmüş olması ve defansın kendine güvenle oynamasıydı. Ama en ilginç olay Juve teknik direktörü Conte'nin oyuncularının bu şartlara uyum sağlayamadığını söylemesiydi. Vidal, Marchisio ve Pogba gibi dünyanın en önemli mücadele karakterli orta saha oyuncularından bazıları kadronuzdaysa, bu oyuncular şartlara uyum sağlayamadı diyemezsiniz. Tahminim, Conte 3 senedir Juve ile İtalya dışında kayda değer bir başarı kazanamamanın baskısını hissetmeye başladı. Sneijder'in yerlerde sürünüp toplar kaptığı yerde, Vidal ayakta bile kalamıyorsa bu sizin kabahatinizdir. Sadece sahanın değil. 

                   Galatasaraylı oyuncular ise Fatih Terim'in ayrılmasından beri başlayan medya baskısı ve üzerine gelen başarısız sonuçlardan o kadar sıkılmış olacak ki, dün hepsi inanılmaz bir mücadele örneği sergilediler. Hepsi o kadar koştu ki, o kadar top kaptılar, o kadar pozisyon vermediler ki, maç 0-0 bitip Uefa Avrupa Ligi'ne bile gidilse taraftar alkışlayacaktı. Ama herkesin içi bir buruk olacaktı. Ve 85. dakikada Wesley Sneijder neden bu kadar önemli oyuncu olduğunu gösterdi. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid ve Juventus'un olduğu grupta Juventus'u altına alıp üst tura çıktı. Bu bir milattır.

                   Şimdi Galatasaray biraz olsun rahatladı, oyuncların güveni kendine geldi ve en önemlisi zaman kazandı. Mancini şimdi çok daha rahat çalışacak, oyuncular çok daha rahat sahaya çıkacak ve bu Galatasaray'ın aradığı itiş gücü olabilir.

                    Sözün kısası, Galatasaray kendini iyi hissettiği ait olduğu yerde şimdi en az 2 maç daha oynayacak. Hem de dünyanın yine en iyi takımlarından biriyle. Bu bir Galatasaraylı için mükemmel bir histir. Çünkü Galatasaraylılığın amacı yurtdışında nefer olmaktır.

                    Son eklemem, umarım Arena'nın zemini Galatasaray'a uzun vadede problem yaratmaz. Hemen gerekli önlemlerin alınması lazım. Herhalde bir şeyler düşünülüyordur.


                

                     Yine görüşmek dileğiyle,

                      Futbolla kalın.


         

12 Kasım 2013 Salı



                         ATAM SEN RAHAT UYU




     Bu Derbi yazısında futbol konuşmadan önce önemli bir noktaya değinmek gerek bence.

     Fenerbahçe - Galatasaray maçları yıllardan beridir olaylarıyla, kırmızı kartlarıyla, kavgalarıyla gündeme gelen, futbol dışında her şeyin gündemde olduğu bir sosyal vaka halinde seyir etmekteydi. Bu seneki ilk derbide de futbol yoktu fakat Gökhan Gönül'ün söylediği gibi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün 'Ölümsüzlük' yıldönümüne yakışır şekilde kavgasız, gürültüsüz, küfürsüz ve saygı çerçevesinde gerçekleşti. Bu o kadar önemli bir şey ki, bu kıvılcımı yakan tüm futbolcuları ve Fenerbahçe taraftarını can-ı gönülden kutluyorum. Atamızı da buradan rahmetle anıyorum.






     Maça gelirsek daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Galatasaray'ın kadro derinliği yok. Türk kalitesi çok düşük. Burak, Selçuk, Hamit ve Semih dışında Galatasaray'da forma giyen Türk oyuncular ancak Anadolu takımlarında oynayacak kapasitedeler ya da kapasitelerini kullanmıyorlar. Bunun üzerine Muslera ve Sneijder 'in yokluğu, Sol Bek sıkıntısı ve Galatasaraylı futbolcuların isteksizliği bu maçı Galatasaray'ın kazanmasına imkan tanımıyordu zaten. Mancini'ye yüklenenler için hayat ne kadar güzel değil mi ? :) Bu kadroyu Mancini sezon başında burada olsaydı böyle mi kurardı acaba ? Bu futbolcularla Fatih Terim'in özel bir ilişkisi vardı. Bir şekilde oynatıyordu. Çok kez gördük örneklerini. Ama batı mantalitesinde sistemi olan bir taktisyen için çok zor bir durum.  Eminim ki Mancini çok kez "bu nasıl bir kadro mühendisliği ?" diye yakınıyordur. 
   

      Fenerbahçe'yi çok yakından takip etmiyorum fakat Fenerbahçe akıllı bir futbol oynadı. Bir kere her zamanki gibi Kadıköy'de çok daha istekliydiler. Göze hoş gelen bir şey yapmadılar belki ama Galatasaray'a maç boyu sadece 1 kez pozisyon verdiler. Drogba silahını da Egemen başarılı bir şekilde engelleyince, yukarıda yazdığım sebepler de eklenince, Fenerbahçe de bulduğu penaltıyı ve pozisyonları gole çevirip 3 puanı aldı. Tebrik ediyorum.

      Puan farkı şimdi 9. Evet bu puan farkı kapanır fakat ben Galatasaray için bu sene 2.liğin daha gerçekçi bir hedef olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin şampiyonluğa şu an en yakın aday olduğu düşünülürse, Avrupa'daki cezası dolayısıyla 2.nin Şampiyonlar Ligi'ne direkt gideceğini de hesaba katarsak bu hedef daha mantıklı gözüküyor. Çünkü Galatasaray'ın sene başında geçirdiği, hatta hala geçirmekte olduğu kriz kolay atlatılacak gibi değil. Ayrıca kimse farkında değil ama itinayla hazırlanan bir Kasımpaşa projesi var. Sessiz sedasız sene sonu şampiyon olmuş olurlarsa zerre kadar şaşırmam. Benden söylemesi. 



              Yine görüşmek dileğiyle.


              Futbolla Kalın.

     

7 Kasım 2013 Perşembe

                                        "Zemini Sulamak"


     FC Kobenhavn - Galatasaray maçı öncesi herkesin tahminleri aşağı yukarı aynıydı. "İstanbul'daki kadar kolay olmaz ama bi şekilde alırız." Muslera ve Sneijder'in sakatlıklarına rağmen herkes gayet umutluydu.

     Mancini de maç öncesi gayet mantıklı bir taktik ile sahaya çıktı. "10" numara Sneijder'in eksikliğinde klasik 4-4-2'ye dönüp Burak'ı eski yerine yani forvet hattına, Drogba'nın yanına çekti. Kanatlarda ise çok şey beklenen Bruma ve HALA çok şey beklenen Aydın görev alıyordu. Riera da takımın tek sol ayaklısı olarak sol bekte yerini aldı.

      Fakat kimsenin hesaba katmadığı bir şey oldu. Bana göre bu maçın teknik ve taktik olarak konuşulmasını tamamen engelleyen bir şey. Stad görevlileri sahayı maçtan önce dakikalarca suladı. Buna dikkat çekilmiyor olmasına anlam veremiyorum. Yıllar önceki Tromso maçı gibiydi. Zemin kötüyse bana kimse gelip o maçla ilgili futbolun ön planda olableceğini söyleyemez. Hele bu devirde.



     
     Bizim futbolcular ayakta duramazken, defalarca ayakkabı değiştirirken, topları kontrol etmekte dahi güçlük çekerken, Kopenhaglı futbolcular bu işe o kadar alışmış ki o beceriksiz, hatta bizim ligimizde kümede kalmaya oynayacak takım ile Galatasaray arasındaki kalite farkı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Adamların tek numarası buymuş. "Biz bir tane atamaya bakalım. Sonra kapanırız." mantığı zaten hakimken zeminin de böyle olması, benim için maçın çok teknik ve taktik anlamda konuşulacak bir değerde olmadığının göstergesidir.

     Yine de o televizyonda çıkıp "Rüzgar nereden eserse" mantığıyla yorum yapan ve kendini yorumcu sanan kişiler için birkaç şey söylemek istiyorum. Maç sonunda Mancini'nin 2. yarıda neden taktiği değiştirdiğini sorgulayanlaradır lafım. Bana derseniz ki, Galatasaray şımarıktı, nasılsa yenerim dedi ve yenildi. Onu anlarım. Ama, Galatasaray ilk yarıda golü yedikten sonra çok iyiymiş. 2. yarı Mancini taktikle oynadığı için golü bulamamış. ALAKASI YOK.  

      Kopenhag takımında kimse, ama kimse o kadar erken gol bulacağını beklemiyordu. Galatasaray gol yemeden geçireceği her dakika oyuna daha hakim olurdu. Ama hatalar silsilesi ile gelen bir gol her şeyi değiştirdi. Kopenhag'ı bile. Adamlar o kadar erken gol buldu ki, "aa biz oynarız bunlarla ya...bak hemen gol attık" mantığıyla oynamaya başladılar. Dolayısıyla Galatasaray da pozisyonlar bulmaya başladı. İlk yarı sonunda ise Kopenhag Teknik Direktörü Stale Solbakken, çok doğru bir hamle ile takımına "geride kalın. sakın risk almayın" emri verdi. 11 kişi kendi yarı sahasında bekleyen takımı tek şekilde açabilirsiniz. O da atılan çok hızlı çapraz toplar. Sneijder'i de işte tam bu noktada aradı Galatasaray. Yani bu durumun Mancini'nin yaptığı taktik değişiklik ile bir alakası yok. Hatta bence Ceyhun'u alarak doğru yaptı. Orta sahada sıkıştı madem oyun, orada bir adam fazla olayım mesajı verdi. Gerçekten bu kadar sene futbol oynamış insanların bu işten bu denli anlamaması olacak iş değil.

      Yine de Galatasaray kabahatsiz değil demek hiç objektif olmaz. Hiçbir maç oynamadan kazanılmaz. Hele ki Şampiyonlar Ligi'nde. Bir de kalemize gelen ilk topu gol yeme alışkanlığımız inanılmaz. Hep aynı senaryo, gol yemeden kazanmayı falan bıraktık da bakın bir geçmişe, Braga, Cluj, United, Schalke..Bu seneki tüm maçlar..İlk gelen top gol oluyor. Tecrübesizlik demek istemiyorum ama demek ki hala bir şeyler oturmadı. Real maçından beklentimiz tabi ki yok. Realist olmakta fayda var. Ama Juve maçından galibiyet çıkarılmak zorunda. Bu gruptan böyle çıkardık ancak zaten. Son maça rahat çıkamazsın bu grupta. Açıkçası son maç Arena'da Juve ile final oynayacağız desek herkes kabul ederdi. E hadi bakalım.

      Bir de Aydın gerçekten lütfen, madem gitmeyeceksiniz..Sen..Sabri..Anladık. Peki. Şu 7 numarayı ver bari be kardeşim. Bırak şu 7 numarayı..    
     


        Yine görüşmek dileğiyle.

   
        Futbolla Kalın.






1 Kasım 2013 Cuma

Terim / Aysal / Mancini / Sneijder / 4-3-3 / Galatasaray.


   Sahne sanatları ile uğraşan bir futbol sevdalısı olarak bu arenadan bayağı bir uzak kaldım. Uzun zamandır yazmıyordum. Ama artık en azından haftada bir kez okumak isteyen dostlarla buluşmak isterim. Bu yeni  blogdaki diğer yazar arkadaşım Iorfa ile beraber sizleri selamlamak isteriz. FF'e Hoş Geldiniz !

    
  Eskisi gibi yine bir Galatasaray taraftarı olarak ilk yazımın takımım üzerine olmasını istedim. Buyrun.

  2011 Mayıs ayında Galatasaray kongresinde başkan seçilen finans uzmanı iş adamı Ünal Aysal şu cümleleri kuruyordu : 

   "Ben futboldan anlamam. Ama futboldan anlayandan anlarım. Kurumsal bir yapı içerisinde sayın Terim ile çalışmayı dört gözle bekliyorum."





   Enkaz halinde olan futbol takımını temel dokunuşlar, doğru transfer politikası ve duygusal açlığın getirdiği savaşma isteği ile İmparator 2 sene üst üste şampiyon yaptı. Hatta 2. senesinde biraz da şansının yardımıyla Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kaldı. Terim ile Aysal arasında zaman zaman anlaşmazlıklar olduğu hep basına yansımış olsa da, ben dahil Türkiye'de herkes artık en azından Türkiye Ligi'nde Galatasaray'ın rakipsiz olacağını, hatta 96-2000 döneminden bile büyük bir hegomonya'nın ayak seslerinin duyulduğunu düşünüyorduk.

   Ta ki, Terim'e 2013 Ağustos'unda Milli Takım Teknik Direktörlüğü teklifi gelene dek. Hoca'nın bu teklife olumlu yanıt vermesi de kimileri tarafından satranç olarak yorumlandı, kimileri tarafından ise vatan sevgisi olarak. Sonuç olarak devamında Galatasaray yönetimi İmparator ile devam etmeme kararı aldı. Ben bu yazıyı yazdığım dakikalarda Fatih Hoca basın toplantısı yapmakta ve GS yönetimine kırgınlığını dile getirmekteydi. İşin magazin kısmı benim gibi gerçekten futbolu sevenleri hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Tek bildiğim bir şey var ; iki tane büyük ego illa ki çarpışır. Ama bu durumu idare edebilmek yine onların elindedir. Haklı veya haksız aramak bu dakikadan sonra hiçbir getirisi olmayan bir harekettir bana göre. Eğer bu bir komplo idiyse de, Galatasaray Spor Kulübü, böylesine bir şeyin altından kalkabilmeliydi. Sağlık olsun. Bir taktisyen olarak hala çok fazla eksiği olduğunu düşünsem de, İmparator yeniden gelecektir. Gelmelidir. Bizim için çok başkadır. Değişilmezdir. Farktır. Ona kendi adıma her şey için tekrar teşekkür ederim.







    Ardından takımın başına apar topar Roberto Mancini getirildi. Ünal Aysal'ın görüşüldüğünü söylediği diğer adaylar hakikaten onlarsa, Mancini gerçekten tartışmasız en iyisi. Hele Hagi'nin ciddi ciddi değerlendirildiğini düşünmek bile istemiyorum. Hatta ancak sezon sonuna kadar düşünüldüğünü, Hagi'nin de bu yüzden reddettiğini düşünüyorum. Bana sorarsanız, Hagi hiçbir zaman, hiçbir şartta Galatasaray'ın uzun süreli kontrat teklifini reddedemez. Terim bile reddemezken, Hagi hiç edemez. 

     Sezon sonuna kadar geçiçi olarak gelebilecek bir hoca ve 2014 Dünya Kupası'ndan sonra boşa çıkacak antrenörlerle anlaşma formülü belki daha sağlıklı olabilirdi ama Galatasaray'ın bu geçirdği krizi atlatmak için tek bir şansı var ; Kısa vadede çabuk başarı.

      
      O yüzden Mancini kararını ben mantıklı buluyorum. Inter'i ortalıkta takım yokken şampiyon yaptığına inanılıyor. Çok da yanlış düşünmüyor insanlar. Peki. Ama sonra bir İtalyan olarak hiç alışık olmadığınız bir kültüre gidip, orada 50 yıldır şampiyon olmamış bir takımı, hele ki son 20 yıla damgasını vurmuş takım sizin olduğunuz şehirdeyken, son saniyede de olsa şampiyon yapmak muhteşem bir başarıdır. İsterseniz o takıma 1 milyar euro harcanmış olsun. Futbol öyle bir oyun değil artık. Transferle şampiyon olunmaz. Şampiyon olan takımlar iyi transfer yapmış olurlar tabi ki. Ama sadece transfer ve para bir şey ifade etmez. Daha da önemlisi Mancini kariyerini City'deyken artık "üst sınıf hoca" olma yolunda çizmişken Galatasaray'a gelmesi ve bu riski alması benim için çok önemli bir işaret. Gayet güzel tatil yapıp Dünya Kupası'ndan sonra İtalya Milli Takımı'nı yönetebilirdi. Mancini'nin bu ligde de bir şeyler yapmak istediği çok açık. Şu ana kadar da fena işler yapmadı.








  
       Juventus maçıyla beraber takımın sistemini ve dizilişini değiştirdi. Fatih Terim, kendi döneminde oyununu Selçuk-Burak-Drogba ilişkisi üzerine kuruyordu. Olmazsa 2.yarılarda kanat oyuncularını alarak oyunu enlemesine genişletip golü bulmaya çalışıyordu. Bu yüzden Sneijder fazla rahat olmasına rağmen bu sistemde fazlalık gibi oluyordu. Sneijder, Hollanda ekolü ile yetiştirilmiş ve her zaman çizilmiş planlı oyun şablonlarında lider olmak isteyen isim. İyi oynadığı bütün takımlar da sistem takımları. (Inter-2010, Hollanda Milli Takımı) Yani Sneijder'e "Sen kafana göre takıl" dediğinizde Sneijder bu duruma anlam veremiyor. Ne yapacağını şaşırıyor. Ben de futbol oynayan bir adamım. Bu rahatlık bana verilse acaip hoşuma gider. Ama Sneijder öyle değil. Sneijder tam bir sistem adamı. Çevresindekiler çok önemli onun için. Terim de bunları eminim biliyordu ama Selçuk ve Burak'ın performansının düşmesinden korktuğu için belki bu sistemle oynamadı. Ama Mancini geldiği gibi tüm şablonlarının ortasına Sneijder'i koydu. O da hemen oyunuyla cevap verdi. Bir de şu televizyonda yorum yapanlardan bir ricam var. Bu adam Alman değil, ismi de "Şınayder" diye okunmaz. Bu adamın isminin tek doğru okunuşu "Sıneiğder" şeklindedir. Sokaktaki insan yanlış söyleyebilir. Ama o tv kanallarında yorum yapan futboldan anladığının sanan insanların isimleri yanlış söyleme hakkı yok. Youtube'da doğru telaffuz videoları var. Oradan baksınlar. Ayıp değil. Bu konulara tek dikkat eden isimler Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol. Onlara da buradan teşekkürü borç bilirim. Aslında normal görevleri bunlar ama işte..


     Mancini bunun dışında Drogba'yı ileride tek bıraktı. Drogba zaten bu tip bir sistem için dünyadaki en uygun 4-5 oyuncudan biri. Burak ise sol kanatta oynayan bir santrfor edasıyla oynamaya başladı. Bu sistemde Burak'ın gol sayısı kesin düşecek ama Burak, orta saha özelliklerini geliştirirse, ki Burak'ın en iyi yaptığı şey gelişmek, bambaşka bir oyuncu profiliyle karşımıza çıkar ve yine faydalı olur. 

      Fakat her şeye rağmen, aslında Galatasaray derin bir kadroya sahip falan değil. Benim istediğim Galatasaray olması için bir sol bek, bir sol ve sağ açık hala alması lazım. Çok eksik isim var. Amrabat tabir-i caiz ise "Küçük takımın büyük topçusu". Alan olacak da, çalım atacak da, orta yapacak da.. Fatih Terim'in son dönemindeki tek bariz hatasıdır Amrabat. Burak'ın solda ne kadar verimli olacağı yukarıda yazdıklarıma rağmen halen şüpheli. Bruma muhteşem bir yetenek fakat henüz "kontrolsüz güç" şeklinde işliyor. Hamit bence geldiği ilk gün de sakattı. Halen sakat. Ama o kadar büyük ve usta bir oyuncu ki pozisyon bilgisiyle geçen seneyi bir şekilde geçirdi. Hakan Balta iyi niyetli ama ancak bu takımda yedek olabilir. AB kuralı çıkmadan da bu iş nasıl olacak bilmiyorum. Çünkü Türkiye'de sol bek yok. Sağ bek olarak da bir tek Gökhan Gönül var. Geçen gün bir yorumcu, "Galatasaray ileride devşirme oyuncularla oynayamaz. Gerçek kanat oyuncusuna ihtiyacı var." diyordu. Doğru. Fakat unutulmasın en büyük devşirme Sabri. O yüzden önce bek oyuncuların probleminin çözülmesi lazım. Eminim Mancini en geç devre arasında bu duruma bir çözüm üretecektir. Üretmezse de başı çok yanar.
     


             Yine görüşmek dileğiyle,


              Futbolla Kalın.